Küresel Krizler Çağında Siyaseti Yeniden Düşünmek: IX. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Kongresi’nde Hangi Konular Öne Çıkıyor?
Küresel Krizler Çağında Siyaseti Yeniden Düşünmek: IX. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Kongresi’nde Hangi Konular Öne Çıkıyor?
21–23 Ekim 2026 tarihlerinde Trabzon’da gerçekleştirilen IX. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Kongresi, güncel küresel siyasetin çok katmanlı yapısını geniş bir akademik gündem üzerinden tartışmaya açıyor. Üç güne yayılan kongre programındaki 49 oturum ve 230 bildiri, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanlarının günümüzde hangi sorunlara yoğunlaştığını gösteren kapsamlı bir panorama sunuyor.
Programın genel yapısına bakıldığında en belirgin eksenin güvenlik, savaş, savunma ve stratejik rekabet olduğu görülüyor. Orta Doğu güvenlik mimarisi, İran-İsrail/ABD çatışması, Karadeniz ve Güney Kafkasya, Rusya-Ukrayna Savaşı, NATO’nun dönüşümü, Mavi Vatan, savunma sanayii, caydırıcılık ve bilgi savaşı gibi konular kongrenin farklı oturumlarında ele alınıyor. Daha ilk gün “Middle East Security Architecture and Great Power Strategies”, “Kriz Anında Kuram: Çok Kutupluluk, Bölgeselcilik ve Çatışma” ve “İran-İsrail/ABD Savaşı” gibi başlıkların yan yana gelmesi, güvenliğin kongrenin temel tartışma eksenlerinden biri olduğunu gösteriyor.
Ancak kongredeki güvenlik tartışması yalnızca askerî güvenlikle sınırlı değil. Enerji güvenliği, iklim güvenliği, çevresel güvenlik, göçün güvenlikleştirilmesi, siber güvenlik ve dijital egemenlik gibi alanlar, güvenlik kavramının giderek genişlediğini ortaya koyuyor. Bu yönüyle kongre, güvenliği sadece devletlerin askerî kapasitesiyle değil; teknoloji, enerji, çevre, nüfus hareketleri ve dijital altyapılar üzerinden de tartışıyor.
İkinci büyük ekseni bölgeselcilik ve değişen küresel düzen oluşturuyor. Çin’in yükselişi, Rusya’nın post-Sovyet coğrafyadaki rolü, Avrupa Birliği’nin genişleme ve karar alma süreçleri, Türk Dünyası ve Orta Asya, Afrika’daki yeni bölgeselcilik ve küresel krizler karşısında bölgesel dirençlilik farklı oturumlarda inceleniyor. Çin’e ayrılan oturumda küresel yönetişimden Afrika’daki barışı koruma faaliyetlerine, ABD–Çin yapay zekâ rekabetinden kalkınma diplomasisine uzanan geniş bir çerçeve bulunması bunun çarpıcı örneklerinden biri.
Kongrenin dikkat çeken bir diğer yönü, diplomasinin değişen aktörlerini ve araçlarını görünür kılması. Geleneksel devlet diplomasisinin yanında şehir diplomasisi, paradiplomasi, kamu diplomasisi, eğitim diplomasisi, savunma diplomasisi ve dijital diplomasi gibi kavramlar programda belirgin bir yer tutuyor. Rize şehir diplomasisine ayrılan oturumlarda çay diplomasisinden sivil toplumun rolüne ve sürdürülebilir kalkınma amaçlarına kadar yerel aktörlerin uluslararası ilişkilerdeki konumu tartışılıyor.
Göç ve diaspora siyaseti de kongrenin belirgin çalışma alanlarından biri. Güney Asya diasporalarından Türk dünyasına, nitelikli göçten dijital diasporalara, göç yönetiminden popülizm ve güvenlikleştirmeye uzanan çalışmalar, göçün artık yalnızca bir nüfus hareketi olarak değil; dış politika, kimlik, vatandaşlık, kalkınma ve transnasyonal siyaset meselesi olarak ele alındığını gösteriyor. Özellikle “Göç Krizi, Popülizm ve Güvenlikleştirme” oturumundaki çalışmalar Avrupa-Türkiye hattındaki göç siyaseti, düzensiz göç ve enerji yoksunluğu-göç ilişkisi gibi farklı boyutları birlikte gündeme getiriyor.
Programın en güncel temalarından biri kuşkusuz yapay zekâ ve dijital güç. Yapay zekâ, kongrede bağımsız bir araştırma konusu olmanın ötesine geçmiş durumda. Üniversite müfredatlarından dijital kalkınmaya, siber güçten devlet egemenliğine, diplomasiden istihbarata ve dijital otoriterliğe kadar pek çok alanda yapay zekânın etkileri tartışılıyor. Bu durum, dijital teknolojilerin siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler araştırmalarında artık çevresel bir konu değil, alanın temel tartışma başlıklarından biri hâline geldiğine işaret ediyor.
Devlet, hukuk ve meşruiyet başlığı da güçlü bir hat oluşturuyor. Demokratik temsil, egemen eşitlik, uluslararası hukuk, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Uluslararası Adalet Divanı, deniz hukuku ve Dünya Ticaret Örgütü uyuşmazlık sistemi gibi konuların birlikte bulunması, hukuk ile siyasal güç arasındaki ilişkinin kongrede farklı ölçeklerde ele alındığını gösteriyor. “Uluslararası Mahkemelerde Türkiye” çalıştayında dokuz ayrı bildirinin yer alması bu ilginin yoğunluğunu özellikle görünür kılıyor.
Kongrenin gündeminde iklim krizi ve çevre siyaseti de giderek belirginleşen bir araştırma alanı olarak karşımıza çıkıyor. İklim adaleti, emisyon ticaret sistemi, sınır aşan sular, Karadeniz kirliliği, Avrupa Birliği’nin iklim liderliği ve NATO’nun yeşil savunma gündemi gibi çalışmalar, çevre sorunlarının iç politika ile dış politika arasındaki geleneksel ayrımları aşmaya başladığını ortaya koyuyor.
Programda ayrıca siyasal düşünce, tarih, kültür ve temsil eksenini canlı tutan önemli çalışmalar bulunuyor. Kadınların siyasal temsili, Cumhuriyet düşüncesi, vatandaşlık anlatıları, siyasal partiler, popüler kültür, dini söylem ve bürokrasi gibi konular kongrenin sadece güncel jeopolitik gelişmelere değil, siyasetin tarihsel ve toplumsal temellerine de yer verdiğini gösteriyor. “Siyaset, Kültür ve Temsil” oturumunda FIFA Dünya Kupası, Türkiye-ABD ilişkileri, Diyanet hutbelerindeki teo-ekolojik söylem, Japonya’daki radikal sağ ve yapısal şiddet gibi oldukça farklı konuların aynı temsil ekseninde buluşması disiplinin konu çeşitliliğini açık biçimde yansıtıyor.
Bütün program birlikte değerlendirildiğinde IX. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Kongresi’nin akademik gündemini üç ana kavramla özetlemek mümkün görünüyor: kriz, dönüşüm ve bölgeselleşme. Devletlerin güvenlik arayışlarından yapay zekânın egemenlik üzerindeki etkisine, göçten iklim krizine ve yeni diplomasi biçimlerine kadar pek çok bildiri, uluslararası sistemdeki değişimi farklı ölçeklerden okumaya çalışıyor.
Bu nedenle kongre programı aynı zamanda günümüz siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler araştırmalarının yönünü gösteren bir tür akademik “gündem haritası” niteliğinde. Klasik güvenlik ve dış politika meseleleri önemini korurken teknoloji, çevre, diaspora, şehirler, dijital düzenleme ve transnasyonal aktörler alanın sınırlarını giderek genişletiyor. Kongrenin genel resmi, siyasetin artık yalnızca devletler arasında değil; şehirler, algoritmalar, diasporalar, mahkemeler, enerji ağları, çevresel krizler ve dijital platformlar arasında da üretildiğini gösteriyor.

Yorumlar
Yorum Gönder