Liderliği Yeniden Düşünmek: Sorun Liderde Değilse?
Liderliği Yeniden Düşünmek: Sorun Liderde Değilse?
Leaders in Science – Presidential Lecture Series | Prof. Dr. Zeynep Aycan
1. Açılış
Sunucu: Herkese yeniden iyi öğleden sonralar. İletişim Ofisi adına
hepinizi, Leaders in Science başlıklı
Rektörlük Konferansları Serimizin on ikinci etkinliğine hoş geldiniz diyerek
karşılıyorum. Bugün Prof. Dr. Zeynep Aycan'ı Koç Üniversitesi'nde yeniden
ağırlamaktan özel bir mutluluk duyuyoruz. Alkışlarınızı birazdan isteyeceğim;
önce birkaç şey söylemek istiyorum.
Bu konferans serisinde pek çok önemli ismi
ağırlıyoruz. Konuya bağlı olarak bazen sosyal bilimlerden, bazen işletmeden,
bazen de fen ve mühendislik alanlarından katılım yoğun oluyor. Bugün ise farklı
alanlardan akademisyenlerimiz ve idari çalışanlarımız bir arada. Bunun için hem
sizlere hem de özel konuğumuza teşekkür ederiz. Bugünkü konuşmanın başlığı,
“Liderliği Yeniden Düşünmek: Sorun Liderde Değilse?” Bizi liderliği yalnızca
bireyler bakımından değil, liderliği biçimlendiren kültürler ve ortamlar
açısından da değerlendirmeye davet ediyor. Konuşmanın ardından sorularınız için
yeterli zamanımız olacak.
Sözü rektörümüze bırakmadan önce kişisel
bir not eklemek istiyorum. Prof. Aycan, bugün yürüttüğüm pozisyon için benimle
mülakat yapan ilk kişilerden biriydi. Üniversiteye katılmadan önce tanıştığım
ilk insanlardan biriydi. Yaklaşık on yıl sonra bu kez onu ben takdim ediyorum;
sorulara yanıt verecek olan da kendisi. Yeniden hoş geldiniz. Şimdi resmî
takdim için sözü Rektörümüz Prof. Dr. Metin Sitti'ye bırakıyorum.
Rektör: Herkese merhaba. Bugünkü on ikinci Rektörlük Konferansımızın
konuşmacısını tanıtmak benim için büyük bir mutluluk. Aslında onu hepiniz
benden daha iyi tanıyorsunuz. Ben buraya üç buçuk yıl önce geldim; kendisi
ayrılmadan önce yaklaşık altı ay birlikte çalışma fırsatımız oldu. Ancak onun
bu üniversiteye yirmi yedi yıl boyunca araştırmacı, eğitimci, danışman ve
akademik lider olarak çok önemli katkılar sunduğunu biliyorum. Ben şimdiye
kadar hiçbir kurumda on iki yıldan fazla görev yapmadım; yirmi yedi yıl
gerçekten çok uzun bir süre.
Kendisi daha sonra Loughborough
Üniversitesi'ne uluslararası işletmecilik ve örgütsel davranış alanında
profesör olarak geçti. Ona birkaç kez “Neden gidiyorsunuz, burada mutlu değil
misiniz? Yeni rektör olarak bilmem gereken bir şey var mı?” diye sordum. Bunun
mutlulukla ilgili olmadığını, akademik bakımdan yeni şeyler keşfetmek
istediğini söyledi. Yeni bir coğrafyada ve farklı bir kurumsal ortamda yeni
deneyimler edindiğine inanıyorum. Elbette Koç Üniversitesi ile güçlü
bağlantıları sürüyor.
Liderlik, kültürlerarası yönetim ve
örgütsel psikoloji alanlarında uluslararası tanınırlığı olan bir bilim insanı.
Altı kitap yazdı; yedinci kitabı da gündemde. Alanının önde gelen dergilerinde
çok sayıda yayın yaptı. TÜBA bilim ödülü, Dünya Ekonomik Forumu'nun genç bilim
insanlarına yönelik takdiri ve Amerikan Psikoloji Derneği'nin kitap ödülü dâhil
çeşitli ödüller aldı. Bir lider olarak ben de ondan öğrenmek için kendisiyle
görüşmeye çalıştım; çünkü çoğumuza nasıl liderlik edeceğimiz öğretilmiyor.
Bugün liderliği yeniden düşünmek ve belki de sorunun neden liderden ibaret
olmadığını anlamak için buradayız. Kendisi ayrıca Uluslararası Kültürlerarası
Psikoloji Derneğinde başkanlık görevi üstlendi ve yeni kuşak araştırmacıların
yetişmesine çok önemli katkılarda bulundu. Öğrencilerinden biri artık
üniversitemizde öğretim üyesi. Tekrar hoş geldiniz.
Prof.
Dr. Zeynep Aycan: Yeniden burada olmak çok güzel;
bu kez ziyaretçi olarak burada olmak da çok güzel. Üniversitenin farklı
birimlerinden eski çalışma arkadaşlarımı, akademisyenleri ve idari çalışanları
görmek bende çok güçlü duygular uyandırıyor. Nazik davetiniz ve takdiminiz için
teşekkür ederim. Ayrılışımla ilgili bir hususu da eklemek isterim: Koç
Üniversitesinden ayrıldığım dönemde emeklilik yaşına ulaşmıştım. Kadınların
yaşından söz etmenin pek hoş karşılanmadığını biliyorum; bunu takdim sırasında
özellikle atlamış olabilirsiniz. Fakat tam da bu nedenle yeni fırsatları
keşfetmek istedim. Koç Üniversitesi benim ilk ve tek iş yerimdi. Özellikle
Avrupa yükseköğretim bağlamında başka kurumların neler yaptığını görmek,
deneyim alanımı genişletmek istedim. O günden bu yana çok şey öğreniyorum.
Belki bir fırsatta bu yeni öğrenmelerimi de paylaşırım.
2. Neden Liderliği Yeniden Düşünmeliyiz?
Konferans serimizin başlığı Bilimde Liderler; benim bugün ele
alacağım konu ise ironik biçimde liderliğin kendisi. Liderliğe ilişkin oldukça
iddialı bir yaklaşım sunacağım: Liderliği yeniden düşünmemiz gerekiyor.
Yaklaşık yirmi yıl önce bu alanda çalışmaya başladığımda bile liderlik literatürü
son derece doygundu. Bugün de öyle. “Bu kadar geniş bir liderlik ve lider
geliştirme literatürüne ne ekleyebilirim?” diye düşünüyordum. Fakat dünyada
tekrar tekrar kötü liderlikle karşılaşıyoruz. Dolayısıyla literatür ne kadar
geniş olursa olsun, söylenecek başka bir şey olduğuna kanaat getirdim.
İlk olarak dünyadaki liderlik krizine ve
lider olarak öne çıkma ile etkili lider olma arasındaki boşluğa değineceğim.
Sonra liderliğin yaygın kabul gören bir tanımıyla önerdiğim yeni tanımı
karşılaştıracağım. Ardından liderliği yeniden düşünmek için iki noktaya
odaklanacağım. İlki, liderlik görevlerinden kaçınan ya da bu görevlere isteksiz
yaklaşan insanları dikkate almak. İkincisi, sorunun bireysel liderlerin
başarısızlığından çok, liderleri seçtiğimiz ve güçlendirdiğimiz kültürde
bulunup bulunmadığını sorgulamak. Bu çerçevede güç kültüründen güçlendirme
kültürüne geçiş için önerdiğim GROWTH modelini anlatacağım. Son olarak
araştırmanın uygulamadaki etkisini ve bu düşünceleri nasıl sınadığımızı
paylaşacağım.
Liderliğin kriz içinde olduğunu rahatlıkla
söyleyebiliriz. Bunu yumuşatmaya gerek yok. Dünya Ekonomik Forumu'nun 2015
tarihli verilerinde, dünyanın çeşitli bölgelerinde insanlara bir liderlik krizi
bulunup bulunmadığı sorulduğunda, her bölgede büyük çoğunluk böyle bir kriz
olduğunu belirtiyordu. Bu yalnızca Türkiye'ye, Orta Doğu'ya veya belirli
ülkelere özgü bir algı değil. Farklı kıta ve bölgelerde liderliğe ilişkin
yaygın bir sorun olduğu düşünülüyor.
Burada ulusal düzeyde siyasal liderlerden,
toplumsal veya dinî liderlerden ve örgütsel liderlerden söz edebiliriz. Kriz
bütün bu düzeyleri kapsıyor. Ancak benim araştırmalarım örgütsel düzeydeki
liderliğe odaklanıyor. Gallup ve diğer saygın araştırma kuruluşları ile işletme
okullarından aktardığım bulgular, örgütsel alandaki tablonun da sorunlu
olduğunu gösteriyor. Örneğin yöneticilik yapanlar arasında yüksek liderlik
yeteneğine sahip olduğu belirtilenlerin oranı yalnızca yüzde 18. Kuruluşların
yüzde 77'si liderlik açığı bildirmiş. Teknik bakımdan yüksek performans
gösteren çalışanların yalnızca yüzde 30'unun yüksek liderlik potansiyeli
bulunduğu aktarılıyor. Oysa teknik işini çok iyi yapan insanları yöneticiliğe
terfi ettirme eğilimindeyiz. Teknik yeterlilik, etkili liderlik yeterliliğiyle
aynı şey değildir.
Çalışanlarının liderlerine güvendiği
bildirilen oran yalnızca yüzde 21. Yöneticileri nedeniyle işten ayrılanların
oranı yüzde 57 olarak veriliyor. Güçlü bir liderlik yedekleme havuzuna sahip
kuruluşların oranı yüzde 11. Liderlik pozisyonlarına yükselmek isteyen
çalışanların oranı da yüzde 34; yani yaklaşık üçte ikisi liderlik görevine
talip değil. Son dönem araştırmalarım tam da bu isteksizlik ve kaygı üzerine
yoğunlaşıyor. Bunlar ürkütücü sayılar. Yeni kitabımda daha başka veriler de
var; ancak burada temel mesele liderlik krizinin ciddiyetini ortaya koymak.
Son dönemde bilim insanlarının yazdığı
kitapların başlıkları bile durumun ağırlığını yansıtıyor. Örneğin Tomas
Chamorro-Premuzic'in neden bu kadar çok yetersiz erkeğin liderliğe yükseldiği
ve bu sorunun nasıl çözülebileceği üzerine kitabı; Jeffrey Pfeffer'ın Leadership BS kitabı ve toksik liderlik
hakkındaki çalışmalar oldukça kışkırtıcı başlıklar taşıyor. Sosyal bilimler
kimi zaman olaylar yaşandıktan ve kanıtlar biriktikten sonra tepki verir. Böyle
kitapların ortaya çıkması, araştırmacıların bu sorunları açıkça tartışma gereği
duyduğunu gösteriyor.
3. Güç Kültürü ve Yanlış Lider Seçimi
Lider olarak yanlış insanların
seçilmesinin, uygun insanların ise geri planda kalmasının pek çok açıklaması
olabilir. Bir siyaset bilimci farklı nedenler öne sürebilir. Benim örgütsel ve
kültürlerarası perspektifimden baktığımda ise başlıca nedenlerden biri güç kültürü. Bu kültürde, uygun olmayan
kişiler liderlik pozisyonlarına yükselirken daha yetkin olabilecek kişiler görev
üstlenmeye gönüllü olmayabiliyor. Bunlar aynı sorunun iki yüzü.
Güç kültürü toplumsal düzeyde de örgüt
düzeyinde de görülebilir. Üniversite, şirket, sivil toplum kuruluşu veya başka
bir kuruma baktığımızda bunu çeşitli özelliklerinden anlayabiliriz. Öncelikle
hiyerarşi yüksektir. Keskin bir emir-komuta zinciri bulunur; çalışanlar
birbirleriyle ve üstleriyle kolaylıkla görüşemez. Açık kapılar, yatay iletişim
ve az sayıda yönetim kademesi yerine katı kurallar, resmiyet ve çok sayıda
kademe vardır.
Bu kültürler aynı zamanda riskten kaçınır.
İnsanlar güçlü otoritelerden azar işitmekten korkar; mevcut düzeni sarsmak veya
yetki sahiplerini sorgulamak istemez. Kararlar merkezî biçimde, yukarıdan
aşağıya alınır. Çalışanlardan itaat ve uyum beklenir. İlişkiler karşılıklı
güvene değil, daha çok ödül ve ceza üzerinden işleyen araçsal alışverişe
dayanır. Sonuçta güven düşüktür. İnsanlar gerçekten iş birliği yapmak yerine,
güçlü kişilerin gözünde değer kazanmak ve ödülleri almak için birbirleriyle
rekabet eder; bazen iş birliği yapıyormuş gibi görünürler.
Peki böyle bir kültürde hangi lider
adayları bize çekici gelir? Princeton Üniversitesi'nden araştırmacıların yüz
ifadeleri üzerinde yaptıkları deneyleri düşünelim. Aynı yüz, bilgisayar
yardımıyla daha sert, güçlü, dayanıklı veya tersine daha çocuksu ve yumuşak
görünecek biçimde değiştiriliyor. Katılımcılara hangi yüzün daha iyi bir lideri
çağrıştırdığı sorulduğunda, daha güçlü ve sert görünenleri seçmeye yatkın
oldukları görülüyor. Çok yumuşak, naif ve çocuksu görünen yüzlerin liderlikle
bağdaştırılması daha zor oluyor. Oysa bunlar yalnızca görünüşe dayalı yargılar.
Güç kültürlerinde lider olarak öne
çıkanların genellikle kendine güvenli görünmesi
önemlidir; ama güvenli görünmek ile gerçekten yetkin olmak aynı şey değildir.
Karizmatik, örgüt içi politik oyunlarda başarılı, kendi çıkarlarına odaklanan,
baskın, kibirli, karşıtlık kurabilen ve maskülen özellikleri sergileyen
insanlar liderliğe daha uygun algılanabilir. Buradaki maskülenlik biyolojik
cinsiyetle aynı şey değildir; kadın veya erkek bir aday bu özellikleri
gösterebilir. Dışadönüklük ve geniş sosyal ağlar da öne çıkmayı
kolaylaştırabilir.
Buna bir de paternalist, yani koruyucu ve
babacan liderlik eklenir. Böyle liderler kendilerini aile büyüğü gibi
konumlandırır; çalışanlarını korur ve kollar, karşılığında sadakat ve saygı
bekler. Bu ilişki karşılıksız değildir. Tehdit algısının yüksek olduğu bir
çevrede çalışanlar “Beni koruyabilecek, gerektiğinde mücadele edebilecek biri”
diye düşündükleri kişiye yönelir. Böylelikle lider gibi görünme ile etkili
liderlik arasındaki ayrım büyür. Bu özelliklerle seçilenlerin göreve geldikten
sonra mutlaka etkili olacağına dair bir güvence yoktur. Tam tersine, liderlik
başarısızlıklarına ilişkin veriler bu seçim alışkanlığını sorgulamamız
gerektiğini gösteriyor.
4. Lider Olarak Öne Çıkmak ile Etkili Lider Olmak Arasındaki Uçurum
Araştırmalarda etkili liderlikle
ilişkilendirilen nitelikler farklı bir liste oluşturuyor. İlk sırada kendine
güvenli görünmek değil, yetkinlik
var. Ardından alçakgönüllülük geliyor: Hata yapabileceğini kabul etmek, her
şeyi bilmediğini söyleyebilmek, yeni fikirleri keşfetmeye açık olmak,
başarısızlıktan öğrenmek, risk alabilmek ve gerektiğinde kırılganlık
gösterebilmek. Liderin her zaman güçlü görünmek zorunda olduğu anlayışına
karşı, kırılganlık ve öğrenmeye açıklık da değerli özellikler olarak
değerlendiriliyor.
Etkili liderler takım odaklıdır. İyi
takımlar kurar ve takım içindeki ilişkileri sürdürürler. İyi dinleyicidirler.
Hatta içedönük insanlar da çok iyi lider olabilir. Genellikle utangaç veya
içedönük birini görünce “Bu kişi lider olabilir mi?” diye düşünürüz. Oysa Susan
Cain'in Quiet: The Power of Introverts in
a World That Can't Stop Talking adlı kitabının da hatırlattığı gibi,
içedönükler başkalarına alan açabilir, daha çok dinleyebilir ve hemen kendi
çözümlerini dayatmak yerine başkalarının önerilerini öğrenebilir. Öğrenme
yönelimi, katılımcı liderlik ve liderlik sorumluluğunun paylaşılması etkili
liderlikle ilişkili başka özelliklerdir.
Bu yüzden lider olarak ortaya çıkma (leader emergence) ile liderlik etkililiği (leader effectiveness)
arasındaki boşluğa dikkat etmeliyiz. İnsanlar bir adayı gördüklerinde onun
lider gibi göründüğünü düşünebilir; fakat lider gibi görünmek, gerçek
performansı öngörmede yeterli değildir.
Yıllar önce birlikte çalıştığım başarılı
bir ilaç şirketi ekibinin fotoğrafını derslerimde gösteriyorum. Öğrencilere “Bu
grubun lideri kim?” diye soruyorum. Çoğu, ortadaki kıdemli ve kendinden emin
görünen kadını veya fotoğrafı çeken kişiyi işaret ediyor. Çünkü merkezdeler,
kontrol sahibi görünüyorlar. Oysa bu başarılı ekibin lideri arka tarafta duran,
ilk bakışta pek dikkat çekmeyen bir kadındı. Ona burada “Ellie” diyelim.
Görünüş üzerinden değerlendirdiğimizde böyle birini lider olarak hayal
etmeyebiliriz. İşte değiştirmemiz gereken algı bu: Ellie gibi insanlar, güçlü
ve karizmatik görünen kişilerden daha iyi liderler olabilir.
5. Liderliği Bir Bireyden Çok Kolektif Bir Süreç Olarak Tanımlamak
Geleneksel liderlik anlayışında lider olağanüstü
özelliklere sahip bir kişidir. Vizyon yaratır, ilham verir, etkiler, kararlar
alır, takipçileri adına sorumluluk üstlenir. Takipçiler de o kişinin liderliği
altında gelişir. Bu zihinsel resim hepimize çok tanıdık gelir. Ancak liderliği
başka türlü düşünebiliriz: Liderlik
kolektif bir süreçtir.
Bir şirkete veya sivil toplum kuruluşuna
gidip “Başarılı mısınız?” diye sorduğumuzu düşünelim. “Evet” dediklerinde
“Bunda liderliğin payı var mı?” diye sorarız. Yine “Evet” yanıtını alırız.
Çoğumuzun zihninde hemen üst yönetim ekibi, yani birkaç seçkin yönetici
belirir. Kurumsal başarıyı veya başarısızlığı bu küçük gruba bağlarız. Ben ise
başarıyı mümkün kılan herkesin
liderliğini de düşünmenizi istiyorum. Başarı liderlikle ilişkiliyse, o
kuruluşun her bir üyesi sürece çeşitli biçimlerde liderlik katkısı sunmuş
olabilir.
Güç kültüründen güçlendirme kültürüne
geçildiğinde, insanların liderlik kapasitesi birlikte gelişebilir. Takım
üyeleri birbirlerini etkiler, yeni süreçler başlatır, kararlara katılır,
destekler, gerektiğinde birbirlerine yapıcı biçimde meydan okur ve farklı
durumlarda liderlik üstlenir. Liderlik yalnızca birkaç kişinin gerçekleştirdiği
bir etkinlik değildir.
Uluslararası araştırmacılar tarafından
geliştirilmiş, yaygın kabul gören tanımlardan birinde liderlik, “bir bireyin
diğerlerini örgütün etkililiğine ve başarısına katkıda bulunmaları için
etkileme, motive etme ve mümkün kılma becerisi” olarak ele alınır. Bu tanımda
merkezde tek bir birey vardır. Benim yeniden tanımlama girişimimde ise merkezde
lider değil, liderlik süreci
bulunuyor.
Önerdiğim yaklaşımda liderlik; insanların,
resmî liderler de dâhil olmak üzere, birlikte öğrenebildiği, katkı sunabildiği
ve değişime uyum sağlayabildiği koşulları yaratmaya yönelik kolektif ve etik bir süreçtir. Bu süreç
yeterliliği, ortak hesap verebilirliği, alçakgönüllülüğü, kırılganlığa açıklığı
ve ilişkisel güveni geliştirmeyi hedefler. Nihai amaç yalnızca kurumun başarı
ve performansını artırmak değildir; tüm paydaşların iyilik hâlini ve sorumlu
ilerlemeyi gözetmektir.
Resmî liderleri ortadan kaldıralım
demiyorum. Buradaki çok önemli ayrım bu. Ortadan
kaldırmak istediğim şey, tek bir kişiye bağımlılık. Resmî liderin de
öğrenmesi ve yetkinliğini geliştirmesi gerekir. İnsanların birbirine bağımlı,
fakat tek bir kişinin iradesine mahkûm olmadığı bir düzen mümkün.
Ayrıca örgüt başarısının hangi bedelle elde
edildiğini sormalıyız. Bazen daha fazla kâr etmek, daha fazla büyümek veya
genişlemek büyük çevresel maliyetler yaratır. Gezegensel kaynakların
sınırlarını düşündüğümüzde, sırf ilerlemek için ilerleme fikri artık yeterli
değil. Sorumlu ilerleme, amaç duygusu ve faaliyetlerden etkilenen bütün
paydaşların iyilik hâli gündeme gelmeli. Geleneksel anlayışta liderlik birey
merkezli, başkalarını etkilemeye dayalı ve örgütsel başarı odaklıyken; yeniden
düşünülen anlayışta kolektif-etik, karşılıklı katkıya dayalı, yetki ve
sorumluluğu paylaşan ve paydaşları gözeten bir süreç söz konusu.
6. Liderlik Görevlerine İsteksiz Yaklaşanları Neden Dikkate Almalıyız?
Şimdi “Bunu nasıl yapacağız?” sorusuna
gelelim. Pek çok öneri geliştirilebilir; ben iki noktaya odaklanıyorum.
Öncelikle liderlik görevini üstlenmekte isteksiz olan kişilere dikkat
etmeliyiz. Fotoğraftaki Ellie'yi hatırlayın. Kendisi bu görev teklifini kabul
etmekte oldukça tereddütlüydü. Son on yıldır araştırmalarımda liderlik
rollerine ilişkin bu isteksizliği ve kaygıyı inceliyorum: İnsanlar neden lider
olmak istemez? Liderlik görevlerinden endişe duyanlar gerçekten daha iyi lider
olabilir mi?
Bu kişilerin önünü kesen nedenleri anlamak,
içinde bulundukları örgüt kültürünü de anlamamızı sağlar. İnsanları liderlik
sorumluluğu üstlenmekten alıkoyan şey nedir? Örgütte hangi koşullar eksiktir?
İnsanlar liderlik teklifini düşündüklerinde neden “Aman hayır, kesinlikle
istemiyorum” diyor? Onları dinlersek örgütün yapısı ve işleyişi hakkında önemli
şeyler öğrenebiliriz.
İkinci neden şu: İsteksiz kişilerin
bazılarında etkili liderlikle ilişkili özellikler bulunabilir. Daha
alçakgönüllü olabilirler; bazen içedönük olabilirler ama bunun zorunlu olduğunu
söylemiyorum. Başkalarını dinleyebilir, diğer kişilere alan açmayı tercih
edebilirler. Dolayısıyla klasik lider görünümüne uymamaları onların liderlik
potansiyelinin düşük olduğu anlamına gelmez. Belki de daha iyi liderlik
özellikleri taşıyorlardır. Araştırmalarımız, bu olasılığı sınamaya devam
ediyor.
Elbette bu insanlar ancak uygun bir örgüt
kültüründe seslerini duyurabilirler. Onlara liderlik fırsatı veren, güvenli ve
güçlendirici bir ortam oluşturmak gerekir. Burada bireysel özellikler ile örgüt
kültürü birbirinden ayrı düşünülemez.
7. Liderlik Hakkında Kaygılanma: Worries About Leadership (WAL)
Yaklaşık 2015 yılında liderlik hakkında kaygılanma (worries about leadership, WAL)
kavramı üzerinde çalışmaya başladım. Bu kavram, insanların liderlik rolü
üstlenmelerinin ileride doğurabileceği olumsuz sonuçları önceden düşünmeleriyle
ilgili. Psikolojide buna beklenen ya da öngörülen duygular (anticipatory emotions) diyoruz. Kişi
henüz liderlik görevini üstlenmemiştir ama böyle bir teklif aldığında neler
yaşayacağını düşünür. “Bu kâbus gibi olabilir; düşünmek bile beni geriyor”
diyebilir.
Bu kaygının çeşitli boyutları var.
Birincisi, görevin performans standartlarını karşılayamama korkusu. İkincisi,
vereceği kararlarla başka insanlara zarar verme endişesi. Üçüncüsü,
kararlarının veya yöneticilik koşullarının kendisine zarar verebileceği
düşüncesi: Uzun çalışma saatleri, tehditler, baskılar ve farklı riskler.
Sonuncusu ise iş-yaşam dengesinin bozulması. Kişi, “Bu pozisyona gelirsem
hayatım kalmayacak” diye düşünebilir. Dolayısıyla teklif ortaya çıkmadan önce
bile bir kaygı deneyimleyerek “Hayır, teşekkür ederim” cevabını verebilir.
Koç Üniversitesi Liderlik Laboratuvarında
yürüttüğümüz deneylerde, insanların kendi bildirimlerine dayanan WAL ölçeği puanları
ile fizyolojik tepkiler arasındaki ilişkiyi de inceledik. Kalp atım hızı, kalp
atım hızı değişkenliği, deri iletkenliği ve kortizol gibi göstergeler
üzerinden, kişilerin liderlik durumlarına maruz kaldıklarında verdikleri
bedensel tepkileri değerlendirdik. Liderlik konusunda daha yüksek kaygı
bildirenlerin bazı fizyolojik tepkilerinde artış gözlemledik. Böylece ölçeği
yalnızca özbildirimlere değil, psikolojik ve fizyolojik verilere de
dayandırarak geçerlemeye çalıştık.
8. Liderlik Etmeye İsteksizlik: Reluctance to Lead (RTL)
Daha sonra aynı alanda, WAL ile ilişkili
fakat ondan farklı bir kavram geliştirdik: liderlik
etmeye isteksizlik (reluctance to lead, RTL). WAL daha çok henüz bir
liderlik rolüne gelmemiş kişilerin olası bir göreve yönelik kaygısıyla
ilgilidir. RTL ise kişi zaten liderlik görevindeyken de ortaya çıkabilen bir
tereddüt ve isteksizlik durumunu içerir.
Bir liderin zaman zaman isteksiz olması
mutlaka kötü bir şey değil. Hatta bazı durumlarda kararların niteliğini
artırabilir. Çünkü tereddüt eden kişi diğerlerini dinler, çevredeki ipuçlarına
daha fazla dikkat eder ve acele karar vermez. Daima kararlı, kendinden emin ve
her konuda çözümü hazır biri olmak zorunda değilsiniz. Başka bir liderlik
yaklaşımı da mümkün.
Bu iki kavramın mevcut liderlik
literatüründeki diğer değişkenlerle ilişkilerine de baktık. Örneğin liderlik etme motivasyonu (motivation to
lead) kavramı zaten var. Fakat WAL, motivasyonun tam tersi değil. Bir insan
lider olmak için çok istekli olabilir ve aynı zamanda liderlik konusunda büyük
kaygı duyabilir. Bu iki deneyim aynı kişide bir arada bulunabilir. Dolayısıyla
aralarında bir miktar ortaklık olsa da birbirlerinin yerine geçmezler.
Daha yakın tarihte başka araştırmacıların
ortaya koyduğu kimlik temelli liderlik riski algısı gibi kavramlar da bu alana
yakın. Bir miktar örtüşme söz konusu. Ancak WAL ve RTL özgün biçimde
tanımladığımız, ilişkilerini ve sınırlarını araştırdığımız kavramlar. Burada
ayrıntılı kuramsal ilişki ağının tamamını tartışmayacağım; önemli olan bunların
mevcut kavramlarla hem bağlantılı hem de onlardan farklı olduğunu göstermek.
9. İnsan Kaynaklarında Aday Değerlendirmesi ve Yapay Zekâ Destekli Mülakatlar
Peki liderliğe isteksiz görünen kişilere
gerçekten fırsat veriliyor mu? Ne yazık ki insan kaynakları uzmanları ve lider
seçiminde karar verenler bu adaylara çoğu zaman olumlu yaklaşmıyor. Bizim
önerimiz ise onları baştan elememek; potansiyellerini daha dikkatli
değerlendirmek.
Bahar ile birlikte yürüttüğümüz yarı
deneysel çalışmada yapay zekâ yardımıyla kurgusal mülakat videoları oluşturduk.
İnsan kaynakları uzmanlarına bu adayların liderlik potansiyelini nasıl
değerlendirdiklerini soruyoruz. Videolarda yönetici ve adayın cinsiyetini de
değiştiriyoruz: erkek yönetici-kadın aday, erkek yönetici-erkek aday, kadın
yönetici-erkek aday ve kadın yönetici-kadın aday eşleşmeleri var. Böylece
isteksizlik gösteren kadın adaylara yönelik değerlendirmenin erkek adaylara
yönelik değerlendirmeden farklı olup olmadığını inceleyebiliyoruz.
Örnek mülakatta yönetici, “Şu anda bölüm
direktörlüğü için adayları değerlendiriyoruz. Bu görev mevcut yöneticilik
pozisyonunuzdan bir üst düzeyde. Terfi için değerlendirilebilecek kişiler
arasında sizin de adınız geçti” diyor. Aday şaşırıyor: “Bunu gerçekten
beklemiyordum. Doğrusu oldukça şaşırtıcı.” Yönetici neden böyle düşündüğünü
soruyor. Aday, mevcut görevinde hâlâ pek çok şey öğrendiğini ve hiyerarşide bir
üst düzeye geçmenin çok önemli bir adım olduğunu söylüyor. Yönetici bunun daha
farklı bir sorumluluk düzeyi olduğunu kabul ediyor.
Aday devam ediyor: “Bir yandan
değerlendirmeye alınmak beni heyecanlandırıyor. Çalışmalarımın fark edilmiş
olmasından onur duyuyorum. Ama aynı zamanda biraz belirsizlik hissediyorum.”
Yönetici, bu belirsizliğin ne anlama geldiğini soruyor. Aday, görevin daha
geniş kararları etkileme imkânını çekici bulduğunu, bunun kendisini
heyecanlandırdığını; fakat diğer yandan “Hazır mıyım? Bu pozisyon bana uygun
mu?” diye düşündüğünü anlatıyor.
İşte böyle bir adayı da iyi bir lider adayı
olarak hayal etmenizi istiyorum. Belki de çok yüksek liderlik potansiyeli
taşıyordur. Ancak bunu kanıtlamak
zorundayız. Bilim insanları olarak iddiada bulunmak yeterli değil. Bu kişilerin
terfi ettirildiklerinde gerçekten daha yüksek performans gösterebildiğini ve
hangi koşullarda başarılı olduklarını araştırmak zorundayız. Örgütlerde
deneysel ve çok düzeyli araştırmalar yürütmek kolay değil; fakat bu konuda
ilerliyoruz.
10. Araştırma Bulguları: Orta Düzeyde Kaygı ve İsteksizlik Avantaj Olabilir mi?
Çalışmalarımızdan birinde kişileri
liderlikle ilgili kaygı düzeylerine göre örtük
profil analizi (latent profile analysis) yardımıyla düşük, orta ve yüksek
gruplara ayırdık. Ardından astlarından yöneticilerini değerlendirmelerini
istedik. Veri çok düzeyliydi; çalışanlar yöneticilerin altında kümelenmişti.
Yöneticilerin dinleme becerisi, ulaşılabilirliği, başkalarına ilham vermesi,
adaleti, ahlaki davranışı ve onlardan duyulan genel memnuniyet gibi boyutları
değerlendirdik.
Elde ettiğimiz ilk bulgular orta düzeyde
kaygı yaşayan liderlerin bazı açılardan daha iyi değerlendirilebildiğini
gösteriyor. Burada “Ne kadar çok kaygı o kadar iyi” demiyorum. Yüksek kaygı
veya yüksek isteksizliğin mutlaka etkili olduğunu söylemediğimiz gibi, kaygının
ve isteksizliğin tamamen yokluğunun da en iyi durum olduğunu savunmuyoruz. Bir optimum nokta, yani yararlı olabilecek
bir orta düzey bulunabilir.
Sağlık sektöründe yürütülen başka
çalışmalarda da liderlik etmeye isteksizlik ile liderlik etkililiği arasında
doğrusal olmayan, eğrisel bir ilişkiye işaret eden bulgular mevcut. İsteksizlik
uygun düzeyde olduğunda etkililik artabiliyor. 2026 tarihli yeni araştırmalar
ise liderlik rollerinde ikircikli duygular yaşayan kişilerin, bazı örgütsel
yapılarda karmaşıklığı bir araya getirme ve etkili liderlik sergileme
bakımından avantaj gösterebildiğini öne sürüyor. Ama bunun hangi örgütsel
kültürde gerçekleştiği belirleyici. Araştırmalar henüz sürüyor ve bu alanda
daha fazla kanıta ihtiyacımız var.
Öyleyse liderliğin klasik kalıbına uymayan
kişilere dikkat etmeliyiz. Örnek mülakattaki aday kararsız, kaygılı veya
ikircikli görünebilir. Oysa klasik lider adayı denince beklentimiz son derece
kendinden emin biri olmasıdır. Tam da bu beklentiyi yeniden sorgulamamız
gerekiyor.
11. Güç Kültüründen Güçlendirme Kültürüne: GROWTH Modeli
Liderliği yeniden düşünmenin ikinci yolu
örgüt kültürünü dönüştürmek. Güç kültüründe tereddütlü, kaygılı veya atipik
liderleri hayal etmek zordur. Dolayısıyla liderliğe ilişkin zihinsel resmimizi
değiştirmek istiyorsak, onu mümkün kılacak güçlendirme
kültürünü de yaratmalıyız.
Asıl zor soru şu: Zaten güçlü bir hiyerarşi
ve kontrol kültürü olan bir örgütte dönüşümü nasıl başlatacağız? Sıfırdan
kurduğunuz bir girişimde veya kendi kurduğunuz örgütte bu değerleri yerleştirmek
daha kolay olabilir. Peki mevcut güç kültürü içinde çalışan biri kendi ekibini
nasıl güçlendirecek? Önerdiğim GROWTH
modeli, bu dönüşümün aşamalı olmasını savunuyor.
İlk adım, hedefi ve yapılan işin anlamını
netleştirmek. İnsanlara neden burada olduğumuzu, ne için çalıştığımızı
hatırlatmalıyız. Ardından ortamı canlandırmak, enerji ve olumlu bir çalışma
atmosferi oluşturmak gerekiyor. Çünkü güç kültürleri çoğu kez korku ve kontrol
kültürleridir. İnsanlar adeta donup kalır. Önce bu donmuş hâli çözmeliyiz. Daha
enerjik, insanların kendilerini iyi hissettiği ve yaptıkları işin anlamını
yeniden bulduğu bir ortam yaratmak, bu çözülme sürecinin parçası.
İlk iki adımın ardından başarısızlık
korkusunu azaltmak ve psikolojik
güvenlik inşa etmek gelir. İnsanlar hataları nedeniyle
cezalandırılmayacaklarına, soru sorabileceklerine ve farklı görüş
belirtebileceklerine inanmadan gerçek katılım ortaya çıkmaz. Ancak bundan sonra
liderliği paylaşmayı, katılımcı karar almayı ve ortak sorumluluğu anlamlı
biçimde uygulayabiliriz. Son aşamada ise oluşan yeni yaklaşımın
kurumsallaşması, yani kişiler değişse bile varlığını sürdürmesi gerekir.
Bazen bir yönetici güç kültürüne sahip bir
ekibin başına gelir ve ilk toplantıda “Ne düşünüyorsunuz? Fikirlerinizi
söyleyin” der. Çalışanlar sessiz kalınca şaşırır. Oysa bunun şaşırtıcı bir yanı
yok. O insanlar geçmişte çok uzun süre korku, kontrol, mikro yönetim ve
hiyerarşik baskı altında çalışmış olabilir. Yeni yönetici sadece sorarak bir
anda katılımcı kültür yaratamaz. Önce geçmişten gelen korkuların çözülmesi,
güvenin kurulması gerekir.
Bu dönüşüm zaman ister. Model, acele
etmemeyi öneriyor. İnsanların gerçekten düşüncelerini özgürce ifade etmesi ve
paylaşılan liderliğin yerleşmesi için en
az bir yıllık sabırlı bir süreçten söz ediyorum. Burada hızlı bir çözüm
yok; zamana ve tutarlılığa ihtiyaç var. Son olarak da yeni kültürü
kalıcılaştırmanın yollarını düşünmeliyiz.
12. Kültür Dönüşümünün Örgüt İçinde Yayılması
Bu değişimi görsel olarak düşünelim. Güç
kültürü, çok kalın duvarları ve sivri köşeleri olan kapalı bir yapı gibi. Bu
büyük yapının içinde küçük bir ekip, bir laboratuvar veya bölüm bulunabilir.
Siz de yeni kuşak bir lider olarak önce o küçük alanda GROWTH modelini denemeye
başlarsınız. Başlangıçta sınırlar belirsizdir. Tam olarak ne yaptığınızı
bilmiyor, deniyorsunuzdur. Ama yeni bir şey test ediyorsunuz.
Daha sonra başka ekipler de bu yaklaşımı
merak edebilir. Başarınızı görür, çalışma biçiminizi beğenir ve kendi
ortamlarında denemek isterler. Yavaş yavaş uygulamalar netleşir, yeni ekipler
katılır. Güç kültürünün katı duvarları incelmeye başlar. Belki yıllar sonra
bütün kuruluşun daha geçirgen sınırlara ve daha yumuşak ilişkilere sahip,
güçlendirici bir örgüte dönüşmesi mümkün olur.
Tekrar vurgulamak istiyorum: Bu yıllar
sürebilir. Liderlik krizi yaygın ve derin olduğundan hızlı çözümler beklemek
gerçekçi değil. Ama bir yerden başlamak zorundayız. Küçük bir ekiple de olsa
yeni liderlik anlayışını denemek anlamlı.
13. Araştırmanın Uygulamadaki Etkisi: Dernekler ve Kurumlar
Bütün bunları araştırdınız, yayımladınız;
peki gerçek dünyada bir şey değişti mi? Araştırmanın etkisini de sormak
gerekir. Henüz her şeyin değiştiğini iddia etmiyorum. Ama çalışmalarımı,
özellikle GROWTH modelini uygulamaya aktarmaya çalışıyorum.
Uluslararası Kültürlerarası Psikoloji
Derneğinde başkanlık görevim sırasında, oldukça hiyerarşik ve güç mesafesi
yüksek olduğunu düşündüğüm bir derneğin işleyişini dönüştürmeye çalıştım. Bu
köklü kurumun yaklaşık elli beş yıllık bir geçmişi vardı. Benim başkanlık
yaklaşımım daha güçlendirici olmak ve modeli iki yıllık görev süresince
bilinçli biçimde denemekti. Bazı değişiklikler yapabildiğimi düşünüyorum ve
etkilerinin devam ettiğini umuyorum.
Ama etkisini nasıl anlayacağız? Üye sayımız
artarsa, üyeliğimiz çeşitlenirse, alanımızda daha güçlü bilimsel etki
yaratabilirsek ve dernek gerçekten öncü konuma gelebilirse, o zaman bu
yaklaşımın işe yaradığına ilişkin daha sağlam göstergeler elde etmiş olacağız.
Şimdilik bunu bir uygulama ve öğrenme süreci olarak görüyorum.
Özellikle Türkiye'de şirketlere yönelik
eğitimler de veriyorum. Bazı büyük kuruluşlar kitabımı binlerce çalışanına
dağıttı. Bu tür destekler sevindirici. Fakat uygulamalarda eleştiriler de
alıyorum; neyin işe yarayıp neyin yaramadığını öğreniyorum. Değişim Liderleri Derneği
gibi kadın liderliğini geliştirmeyi amaçlayan sivil toplum örgütleri de
kitabımı ve modelimi gelecek kuşak kadın liderlerin eğitimlerinde kullanıyor.
Böylece liderlik anlayışında daha geniş bir değişime katkı sunmayı umuyoruz.
Loughborough Üniversitesinde ve Global
Business School Network ile birlikte Afrika bağlamındaki liderlik
ekosistemlerini ele alan yeni bir proje de yürütüyoruz. Burada farklı toplumsal
ve kurumsal bağlamlarda liderlikten kaygı duyan, liderlik görevlerine isteksiz
yaklaşan kişilerin nasıl desteklenebileceğini araştırıyoruz.
14. Güvenli Simülasyonlar ve Kişiselleştirilmiş Geri Bildirim
Liderlik görevi üstlenmekte isteksiz
insanların, gerçek hayatta zarar görmeden liderliği güvenli bir ortamda deneyimlemesini sağlayabilir miyiz? Bu amaçla
bir simülasyon geliştirdim. Katılımcılar zor konuşmalar gerçekleştirebiliyor,
belirli liderlik görevlerini canlandırabiliyor ve performanslarına ilişkin geri
bildirim alabiliyorlar.
Bu çalışmayı Koç Üniversitesindeki
laboratuvar desteğiyle başlattık. Beş hafta süren bir simülasyon tasarladık.
Katılımcılar her hafta avatarlarla etkileşime girdi. Üç şirketten toplam 43 çalışan araştırmaya katıldı. Bunlar
öğrenciler değil, şirketlerde çalışan gerçek kişilerdi. Çalışmayı yürütmek için
şirketlere gidip laboratuvar ortamı kurduk. Her hafta katılımcılar simülasyona
giriyor ve davranışlarıyla ilgili geri bildirim alıyordu.
Özellikle zor etkileşimlerde duygularını
nasıl düzenlediklerini inceledik. Katılımcılara her hafta bireyselleştirilmiş
geri bildirim raporları verdik. Veri seti oldukça geniş; analizler hâlâ
sürüyor. Ancak ilk sonuçlar farklı gruplar arasında önemli ayrımlar olduğunu
düşündürüyor. Yalnızca simülasyon uygulamasına katılanlar, simülasyon artı kişiselleştirilmiş geri bildirim alanlar ve kontrol
grubu karşılaştırıldı. Simülasyonla birlikte kişiselleştirilmiş rapor alan
grupta liderlik kaygısının azaldığı, liderlik görevine hazır oluşun arttığı
görüldü. Yalnızca pratik yapmanın aynı ölçüde etkili olmadığına yönelik ilk
bulgular elde ettik.
Bu sonuçlar bize şunu düşündürüyor: Kaygılı
veya isteksiz kişiler güvenli bir ortamda liderlik görevlerini deneyimler ve
gelişimlerine dair ayrıntılı geri bildirim alırlarsa, liderlik rolüne daha
hazır hissedebilirler. Belki de kaygı ve isteksizliği tamamen ortadan kaldırmak
yerine, bunları işlevsel bir düzeye taşımak mümkün.
15. Yapay Zekâ Destekli Liderlik Simülasyonları
Loughborough Üniversitesinde bilgisayar
mühendisliği alanından Türkiye kökenli çalışma arkadaşım Fırat Batmaz ile bir
sonraki adımı attık: yapay zekâ destekli
bir simülasyon geliştirdik. Artık katılımcılar zor kişilerle ve karmaşık
durumlarla daha doğal konuşmalar yapabiliyor, liderlik becerilerini güvenli bir
ortamda uygulayabiliyor. Ardından kendilerine yine ayrıntılı geri bildirim
sunuyoruz.
Bu yaklaşımın amacı, liderlikten kaçınan
insanları zorla lider yapmak değil. Onların kaygılarının kaynaklarını anlamak,
güvenli bir deneme alanı sunmak ve liderlik potansiyellerini geliştirmek. Aynı
zamanda hangi yöntemlerin kimler için, hangi koşullarda daha etkili olduğuna
ilişkin bilimsel kanıt topluyoruz.
16. Sonuç: Sorun Yalnızca Liderde Değil, Liderliği Üreten Kültürde
Bugün anlatmaya çalıştığım şey şu: Liderlik
krizi dünyanın pek çok yerinde yaygın. Bu krizi yalnızca tek tek liderlerin
kişisel kusurlarına bağlayamayız. Güç
kültürlerinde yanlış özelliklere sahip insanları liderliğe seçme eğilimimiz
var. Bununla birlikte, etkili olabilecek ama liderlik rolünden kaygı duyan
veya isteksiz yaklaşan insanları gözden kaçırabiliyoruz.
Bu nedenle liderliği yeniden düşünmek için
bireysel özelliklere olduğu kadar kültürel
bağlama da bakmamız gerekiyor. Örgüt kültürü elverişli değilse, liderliğin
yeniden tanımlanması uygulamada karşılık bulmayabilir. GROWTH modelini farklı
kurumlarda kullanarak, geribildirim alarak ve eksiklerini görerek geliştirmeye
devam ediyorum. Ben de öğreniyorum. Aynı zamanda insanları gelecekte
üstlenebilecekleri liderlik rollerine hazırlamak benim için çok önemli.
Son olarak yıllar boyunca birlikte çalışma
fırsatı bulduğum Koç Üniversitesi Liderlik Laboratuvarına, artık doktoralarını
tamamlamış ve önemli bir kısmı akademik görevlerde bulunan eski doktora
öğrencilerime teşekkür etmek istiyorum. Bazıları bugün burada. Yönetim ve
Strateji alanındaki kurumsal desteğe, TÜBİTAK'a ve British Academy'nin
araştırma desteklerine de minnettarım. Bu çalışmaları sürdürmemi mümkün kılan
herkesin katkısını anmak isterim. Çok teşekkür ederim.
---
Editoryal Açıklamalar
1. Kaynak, İngilizce YouTube konuşma
çözümüdür; konuşmanın slaytları veya videonun sesi bağımsız olarak
karşılaştırılmamıştır.
2. Başlıklar, akışı kolaylaştırmak üzere
editoryal olarak eklenmiştir. Soru-cevap bölümü verilen dökümde yer
almamaktadır.
3. Yüzdelik veriler ve araştırma sonuçları
konuşmacının sunumda aktardığı şekliyle korunmuştur; bağımsız kaynak
taramasından geçirilmemiştir. Bu yüzden akademik atıf için asıl çalışmalarla
karşılaştırılmalıdır.
4. Kaynak dökümde bazı kişi ve kurum adları
ses tanıma nedeniyle bozulmuştur. Bağlamda açıkça anlaşılanlar standartlaştırılmış,
emin olunamayan şirket adlarının yazımından kaçınılmıştır.

Yorumlar
Yorum Gönder