Ad astra per aspera... Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür, nesiller ...
"Bizge vacip olğan – soñki nefeske qadar millet ve yurt oğrunda ğayrettir." İsmail Bey Gaspıralı

3 Nisan 2018 Salı

Japonya Hayranı Bir Avrupalıdan Japon Kültürüne Giriş Dersleri


Japonya Hayranı Bir Avrupalıdan Japon Kültürüne Giriş Dersleri
Lafcadio Hearn’ın ''Japonya'' kitabı, 20. yüzyılın başlarında Japon toplumunu anlatıyor. Toplumun dinamiklerini, tarihsel sürecini ve değişimini, bu toplumu seven gözlerle anlatıyor. Yazarın kullandığı samimi dil, kitabın okunmasını daha keyifli hale getiriyor. 

Japonya günümüzde birçok insanın imrendiği ülkelerden birisi… 130 milyona yaklaşan nüfusuyla insan gücünü çok verimli kullanan ve dünyaya teknoloji satan ülkelerin başında gelmektedir. Japonya için Doğu’nun gizemini, bilgeliğini ve Batı’nın disiplinli çalışmasını taşıdığını söylemek mümkündür. Bunun tarihsel bir altyapısının olduğu su götürmez bir gerçek…

Doğu’nun gizemini taşıyan bu devlet Osmanlı Devleti’nin yapamadığı sentez işini acaba nasıl yaptı? Geçmişinden nasıl bir yük taşıdı modern zamanlara? Bu ve buna benzer sorularımın merakını gideren bir kitap okudum yakın zamanlarda. Kitap, Doğu Batı Yayınları arasından çıktı: Japonya. Yazarı Lafcadio Hearn.

Yazarımız oldukça ilginç birisi. İrlandalı asker bir baba ile Yunan bir annenin oğlu. Zamanın bir bölümünü Avrupa’da geçirdikten sonra 1890’larda Japonya’da yaşamaya başlamış. Japon kültürüne âşık olan yazarımız ismini Koizumi Yakumo olarak değiştirmiş. İsmini değiştirecek kadar Japon kültürüne bağlanan yazar, kendini Avrupalılara Japon kültürünü anlatmaya adamış.

Kitap, Japon kültürünün nasıl oluştuğunu, hangi aşamalardan geçtiğini ve günümüze yansımasını aktarıyor ve bugünkü Japonya’yı anlamamızı kolaylaştırırken, karşılaştırmalı tarih yaparak içinde bulunduğumuz topraklardaki gelişmeleri okumamızı sağlıyor.

Japon ırkının belirleyici unsuru Moğollar

Yazar, psikolojik ve ahlaki bir betimleme yaparak Japonya’yı değerlendirmek için yaşanılan dönemden elli yıl sonraya gitmemiz gerektiğini söyleyerek başlıyor satırlarına. Bunu belirtirken de Japoncanın farklılığına değiniyor: “Konuşulan Japon diline özgü her tümceyi Batıya özgü bir dile çevirdiğinizde akıl almaz aptalca bir anlama sahip olurken, en basit bile olsa İngilizce bir tümcenin birebir Japonca çevirisi Avrupa dilleri hakkında hiçbir şey bilmeyen bir Japon tarafından kesinlikle anlaşılmıyor.” (S.17)

Ardından yazarımız yaşadığı dönemdeki Japonya’ya güzellemeler yapıyor. Herkesin birbirine sürekli gülümsediğini ve iyi davrandığını, kimsenin kimseyle tartışmadığını, hiç kimseyi öfkeyle birisine bağırırken göremeyeceğinizi, hayvanlara kötü davranan birisiyle karşılaşmayacağınızı, her yerin tertemiz olduğunu, insanların her gün sıcak suyla yıkandığını detaylarıyla anlatıyor.

Hearn, Japonların uygarlık olarak Batılılardan tamamen farklı olduğuna ve eski Yunan ile Japonlar arasında bir bağ kurulamayacağına değiniyor. Etnologların araştırmasına göre Japon ırkının belirleyici unsurunun Moğollar olduğu söyleniyor.

Devleti ayakta tutan ahlaki güç

Japonlar için günlük hayatın temel taşı Atalar kültüdür. Japonlar, ruhlara inanmaktadır. Budizm hayatlarına girmeden önce cennet ve cehenneme inanmayan Japonların Şinto inancına göre iyi insan ölünce iyilik yapan bir tanrıya dönüşürken, kötü insan, kötü bir cine dönüşmektedir. Bu dünyayı terk edenlerin ilahi bir ruha dönüştüğünü düşünür Japonlar.

Gündelik hayattaki en ufak parçayı bile doğrudan ya da dolaylı bir şekilde atalar kültüne bağlamak mümkündür. Japonya tarihinin ilk dönemlerinde yalnızca ailenin atalarına tapılırdı. Bunun dünyevi kısmını ise mezarlarını uzak yerlere yaparak gerçekleştirirlerdi. Japonya’da insanlar ölünün yakınlarında dolaşmasını sevmezlerdi. Her evde bir Şintoist tapınak olan Japonya’da ölüler, asla ölü olarak görülmemiştir. Ruhlar âlemine gösterilen saygı, dünyevi unsurları da kapsamaktadır. Yazar bu durumu şöyle açıklıyor: “Ana babaya karşı dindarca saygı, sevgi gösterilen her ülkede birey evi, ailesi ve ataları için canını vermeye hazırdır. Devleti ayakta tutan ahlaki güç, ana, babaya karşı gösterilen dindarca saygı ve sevginin ürünüdür.” (S.43)

Toplumun temeli olarak aile görülmektedir. Aile reisi, aile içindeki bütünlüğü sağlayamazsa üyeler tarafından değiştirilebilir. Ailenin ve toplumun huzurunu bozan bireyler, yanlışlarında ısrar ettiklerinde aforoz edilirlerdi.

20. yüzyılın başlarında Japon toplumu

Saygının ve dinin toplumda egemen olması her zaman böyle mi olmuştur? Bu sorunun cevabı, Budizm’in Çin topraklarından Japonya’ya yayılmasıyla değişiyor. Yazara göre, Budizm, özünü bozmadan girdiği toprakların şeklini alan sinsi bir yapı. İlk dönemlerinde bu din ile mücadele edilmemiş, çünkü Budizm, Japonya’da Şintoizmin tüm öğretilerini kabul etmekle birlikte ona yeni şeyler eklemiş, bu yenilikler de toplum tarafından kabul görmüş. Bu dönemde Budist rahiplerin Japon çocukları eğitmesi, bu değişimi hızlandırmış. Bu süreç, 12. yüzyılda Portekizli Cizvitlerin Hristiyanlığı Japonya topraklarına getirmesine kadar devam etmiş. Hristiyanlık da Japonya’da kolay yayılıyor: “Nabunaga iktidara geçtiğinde Cizvitleri değişik şekillerde destekledi. Bunu inançları hoşuna gittiği için yapmadı, zira asla Hristiyan olmayı düşünmedi. Bunu yapma nedeni Budizme karşı yürüttüğü savaş sırasında Hristiyanların işine yarayacağını düşünmesiydi.” (S.198)

Fakat Nabunaga bunu yaptığına pişman olur, Hristiyanlığın düşündüğünden çok daha hızlı yayılması, insanların para karşılığında dinlerini değiştirmesi, toplumun bazı kesimlerinin de tepkisini çeker ve 1586’da Nabunaga öldürülür. Kiliseler yakılır.

Doğu Batı Yayınları arasından çıkan, Lafcadio Hearn’ın yazdığı Japonya adlı kitap, 20. yüzyılın başlarında Japon toplumunu anlatıyor. Toplumun dinamiklerini, tarihsel sürecini ve değişimini, bu toplumu seven gözlerle anlatıyor. Yazarın kullandığı samimi dil, kitabın okunmasını daha keyifli hale getiriyor. Kitap, karşılaştırmalı okumalarla doğu toplumlarına özgü değişimi düşündürmesi açısından da ufuk açıcı.

Kaynak: 
Sedat Palu,  Japonya Hayranı Bir Avrupalıdan Japon Kültürüne Giriş Dersleri, 
Share:

0 yorum:

Yorum Gönder

En Popüler Yayınlar

Total Pageviews


"Tatmin eden övgü ve sövgü sizin olsun, idrâk veren bilgi bize yeter." Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu
"Erdemlerin en büyüğü bilimdir. İnsanlar erdem sahibi olmazsa, şehir ve yöneticiler de erdemli olmaz."
Farabi, Erdemli Şehir

"Taşköprülüzâde, 'İlim aklın ibadetidir' diyor. Biz ibadetimizi yapacağız, aklımızı kullanacağız, yola çıkacağız ve düşüneceğiz"
Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu

Blog Archive

ÖĞRENMEYİ SEVMEK

"Bilgiye sahip olarak doğmuş birisi değilim. Yalnızca öğrenmeyi ve öğretmeyi seviyorum."
Konfüçyüs

"Bilgi, ahlaki hareketten kalan şeydir."
Nurettin Topçu

Translate

ŞEHİTLERE VEFA!

ŞEHİTLERE VEFA!
"Bebem anasız büyür, Vatansız büyüyemez!" Nene Hatun

Link list 3

Blog Archive

Rusça-Türkçe Çevİrİ Hİzmetlerİ